Tuhaf bir hikaye 3

En son güncellendiği tarih: 25 Kas 2020

Can sıkıcı, çok can sıkıcı diye söyleniyor, sürekli iç geçiriyordu. Bana gelse hemen ölürüm diye söyleniyordu sürekli. Gezmeyi çok seviyordu. Yaşı bir hayli yüksekti. Zaten sayılı günlerim kalmış diyor, onlar da ne olduğunu bilmediği, gözle göremediği küçücük bir virüs ile geçip gidiyor, dışarı çıkmaya korkuyordu. Sürekli Aylin'e "Bak, bu nasıl bir şey ki kimse görmüyor. Sinek olsa görürsün. Nasıl bulacaklar buna çare?" diye söyleniyordu.


Evde oturmak pek ona göre bir şey değildi. Can sıkıntısını geçirecek bir şeyler aranıyordu. Evde işleniyor, yemek yapıyor, çiçekleri ile uğraşıyor ama ona yetmiyordu. Kanaviçe işlemek istiyordu ama elinde kalan tek kanaviçeyi yarım bırakmıştı. Kanaviçeyi satan kadın, paketin içindeki ipliklerin eksik olduğunu fark edince, dışarıdan bulduğu ipleri "bu, bu, bir de bu" diyerek hızlıca paketin içine koymuş, kadına satmıştı. Ancak kadıncağız eve gelip kanaviçesini işlemeye başlayınca, satıcı kadının ipleri eksik ve yanlış verdiğini anlamış, elinde işlenecek olan son kanaviçeyi de bir kenara atmıştı. Yapacak iş kalmayınca, gözünü önce televizyona dikiyor sonra ona da kızıyordu. Bu lanet olası virüs nedeniyle dizilerin yeni bölümleri de çekilip yayınlanmıyordu. Haberleri izlerken 65 yaş üstü için gelen sokağa çıkma yasağını koyan yaşlı ülke yöneticilerine de kızıyor, "Bu adamlar nerdeyse benim kadar, bunlara da sokağa çıkma yasağı gelsin. Bizi zorla emekli ediyorlar kendileri koca ülkeyi yönetiyorlar. Kabul edilir gibi değil," diyordu.


Bir sabah kalktı ve Aylin'e "vakit erken, ortalık kalabalıklaşmadan, ipleri götür, bana yenilerini al" dedi. Aylin maskeyi taktı. Saplantı haline getirdiği kolonyasını aldı. arabaya atlayıp dükkanların yoğun olduğu kalabalık yere gitti. Kanaviçe falan hiç bilmezdi. Allahtan annesi eline eksik olan iplerin örneklerinden birer parça vermişti. Çaresi yok, artık annesi elindeki iplerle yeniden yaratacaktı tablosunu. Elinde 4 parça iplik vardı. Annesi bir ay önce tanesini bir buçuk liradan aldığını söyledi. "Dört iplikkkk 6 lira" diye bir hesap yaptı kafasından. Hadi, pahalı marka verseler, bir de zam gelmiş olsa, dört parça iplik, olsa olsa yirmi lira ederdi. Cebindeki paraya baktı. Elli lirası vardı. Otoparka da parası kalıyor diye hesapladı.


Ne kadar da kalabalıktı ortalık meğer. Maske takmayan bir sürü insan vardı. Hızlıca kalabalıktan uzak durmaya çalışarak dükkan aramaya başladı. Nerde satılırdı ki bu iplikler? Adamın teki sabahın köründe dikilmiş, ağzını kocaman kocaman açmış, arkadaşına şakalar yaparak bağıra bağıra konuşuyordu. Aylin nerdeyse yolun ortasından yürümeye başladı. Bir ara durup yaşlı bir adama iplik alabileceği bir dükkan var mı yakınlarda diye sordu. Adam 100 metre kadar ilerdeki bir dükkanı tarif etti. Aylin iplik satan dükkanı bulduğu için sevinmişti. "Oh! Tamam işte burası" dedi ve dükkana girdi.


İçeride kırklı yaşların başında gibi görünen hafif kel, iri bir adam vardı. Aylin, günaydın, dedikten sonra adama iplikleri uzattı. "Bunlardan var mı elinizde?" diye sordu. Adam, "var tabi, getireyim" dedi ve hızlıca dükkandan çıkıp gitti. Herhalde pasajın içinde bir yere ya da lavaboya falan gitmiş olmalıydı. Sonra adamın lavaboya iplikleri de götürmüş olacağını düşünüp bir titredi.


Bekledi, hem de dakikalarca bekledi. Sonra dükkanın içinde tek olmaktan rahatsızlık duyduğundan, kapının önünde beklemeye karar verdi. Ne pis bir durumdu. Pasajın dışına bile çıkıp bekleyemiyordu. Sanki adam dükkanı ona emanet edip, kaybolup gitmişti. Dükkanın vitrinine bakıp, çocukken büyüdüğünde ne olacaksın evladım sen diye sorulduğunda, ip satacağım diyen bir çocuk var mıdır ki diye düşündü. Birden camdaki telefon numarası ilişti gözüne. Hemen cep telefonunu çıkarıp adamı aradı. "Nerdeyse ordayım abla!" dedi karşıdaki ses. Niye bu adamın ablası oluyorum diye hiddetlendi bir an.


İplikçi kan ter içinde içeri girdi. Aylin "var mıymış?" diye sordu? "Evet," dedi adam . Elindeki 50 liralık banknotu adama uzattı. Adam parayı alıp üstüne 25 lira daha vereceksiniz dedi. Aylin şaşırmıştı. Adamın suratına baktı ve "4 tane iplik 75 lira mı?" dedi. "Evet" dedi adam, "O da sizin güzel hatırınıza". Aylin içten içe sinirlenmeye başladı. "Bana pahalı geldi beyefendi. Vaz geçtim, almak istemiyorum" dedi. Adam önce bir adım geri gitti ve iki kolunu kaldırarak "Ne demek bu? dedi. Aylin "Bir şey demek değil, pahalı geldi. Almak istemiyorum" dedi ve elin parasını geri almak için elini uzattı. Adam dünyanın en saçma şeyini duymuş gibi hiddetlendi. "O kadar gittim, aldım bunları, ben de yoktu. Ben başka mağazadan aldım. O kadar emek verdim" gibi bir şeyler homurdandı. Aylin "Almak istemiyorum beyefendi, kusura bakmayın" dedi. Adam daha da sinirlendi, bulunduğu tezgahın arkasından çıkıp, sinirli bir şekilde bağırmaya başladı. "Vermiyorum para falan! Çıkın dükkanımdan" diye bağırdı. Aylin "Daha neler? İstemiyorum ipliği almayı. Parayı geri verin lütfen" dediğinde adamın üzerine yürüdüğünü fark ettiği için dükkandan çıktı.


Biraz yürüdü bankaya doğru ama yok dedi, bu böyle olmaz. Böyle esnaf olmaz, diye söylendi . Cebinden telefonunu çıkarıp polisi aradı. Bir hayli dolandı polisleri beklerken. Hatta bir iplikçi buldu. Kartla ödeyerek ipleri aldı. 8 lira ödedi iplikler için. Kasadaki adama ödeme yaparken, yaşadığı olaydan bahsetti. Kasadaki adam pek şaşırmış gibi görünmedi Aylin'e. Hatta adam dükkanın yerini bile, kendi tarif etti. "Pasajın içindeki dükkan değil mi?" dedi "Hani yukarıdaki." Aylin kafayı salladı aptallaşmış gibiydi.


Dışarı çıktı. Polisleri bekliyordu. Polis olmadan dükkanın olduğu yere gitmeye cesareti yoktu. Ben, dedi, şimdi bunu kime anlatsam, anca senin başına gelirdi bu Aylin, derdi herkes. Aylin kendine kızmaya başladı. "Nasıl da gidip buluyorsun? Neden bütün kütükleri rahatça gidip buluyorsun?" diye kendine kızmaya başladı.


Derken bir pastanenin önünde bekleyen iki genç polis gördü. Adres soruyorlardı. Kendisini aradıklarını anladığı için yanlarına gitti ve konuşmaya başladı. "Bizi o dükkana götürün," dedi renkli gözlü olan. Diğeri sinirli bir adama benziyordu. Gülümsemiyordu, konuşmuyordu. Pasaja girdiler. Aylin dışarıdan adamı gösterdi. Polisler içeri girdiler.

Adamla polisler arasında sanki bir tartışma çıkmıştı. Esnaf toplanmaya başladı. Gençten, fırlama tipli, bıyıklı, incecik, ufak bedenine en az bir beden büyük olan kot pantolonlu bir adam "Ne oldu burda? bir yanlış mı yaptı bu, abla dedi?" "Allahım!" dedi Aylin içinden, "bütün esnafın ablası oldum". Sonra içeri girdi. Hararetli hararetli konuşurlarken renkli gözlü polis dışarı çıkıp, Aylin'ine doğru yürüdü ve hafifçe Aylin'in dirseğine dokunup, onu bir iki adım öteye yönlendirip durdu. Aylin "Ne olur, sen de bana abla deme," diye düşünürken, polis "Yanlış anlamayın ama ben sizi annem gibi gördüğüm için söylüyorum, bu duruma çok üzüldüm. Pek yapılacak bir şey yok". gibi bir şeyler söyledi. Aylin, kendisini annesi gibi gören polise baktı ve sustu. Derken pantolonu büyük olan -sonradan pasajın önündeki tezgahta gözlük sattığını tahmin ettiği adam- iplikçi adamı pasajın önüne getirip, geri aldığı 50 lirayı Aylin'e uzattı. Polisler, esnaf, hatta etraftan geçen yaşlı, genç, herkes, bu ablanın durumu nedir der gibi bakarken- Aylin öyle düşündüklerini aklından geçiriyordu- iplikçi "Özür dilerim", dedi. Pantolonu büyük olan gözlükçü "Bir daha özür dile lan, abladan", dedi iplikçiye. Sonra dönüp "Abla sen bana söylesene ya, ben burdayım, o bizim sözümüzü dinler!" dedikten sonra, biraz daha Aylin'e yaklaşıp "Abla bunun kafası biraz eksik, sen onun kusuruna bakma" gibi bir şeyler fısıldadı." Tamam", dedi Aylin içinden. "Kaçmalıyım buradan artık". Bir elinde küçük iplik torbası, diğer elinde tüm aurasını temizlemek için kullandığı kolonyası, hızlı adımlarla kendini arabasına attı.

25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tuhaf bir hikaye 5

Aylin evde yalnız. Hava kararmış. Vizeler var, ders çalışıyor. Daha doğrusu ders çalışmaya çalışıyor ama aklını bir türlü veremiyordu. Ergenliğini bu kadar ağır yaşarken önündeki vizeler, finaller pek

Tuhaf bir hikaye 4

Büyük bir otelin resepsiyonunda çalışıyordu. Küçük yaşta başlamıştı bu işe. Yazları harçlığını çıkarıyordu. Büyüdüğünde de devam etti. Çünkü her zaman paraya ihtiyacı oluyordu. Çalışmadığı zaman sıkı

Tuhaf bir Hikaye -2-

Aylin her zamanki gibi işe gitmek üzere yola çıkmıştı. Çok erkendi. Yol da çok uzundu. Otobüse binmek yerine, bir süredir yaptığı gibi, arabasına atlayıp yola çıktı. Trafik oldukça yoğundu. Radyoyu aç

 

Abonelik Formu

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Facebook

©2020, İşte ben! tarafından Wix.com ile kurulmuştur.