Tuhaf bir hikaye 4

Büyük bir otelin resepsiyonunda çalışıyordu. Küçük yaşta başlamıştı bu işe. Yazları harçlığını çıkarıyordu. Büyüdüğünde de devam etti. Çünkü her zaman paraya ihtiyacı oluyordu. Çalışmadığı zaman sıkılırdı da. Alışmıştı bir kere. Üstelik otelde çalışmayı seviyordu. Her gün yeni insanlarla karşılaşıyor, değişik hayatlar tanıyordu.


Sabah erkenden işe başlamıştı. Sıcağı sevmemesine rağmen, giydiği üniformayı seviyor, eşarbı boynuna her sabah özenle takıyor, aynanın önünde dakikalarca hazırlanıyordu. "Kim bilir bu gün nasıl insanlar gelecekti otele?" diye düşünüyordu yine.


Deniz kıyısından yürüyor, temiz havayı içine çekiyor, huzur buluyordu. Sabahın erken vaktinde denize giren insanları seyretti bir süre. Sonra yine adımlarını hızlandırarak otelin kapısına vardı. Çok büyük bir girişti burası. Kapıda görevli olan genç adama selam verdi. Çabucak resepsiyona ulaştı ve çantasını portmantoya asıp, resepsiyonun ön tarafına geçerek çıkmak üzere olan arkadaşlarıyla yaptığı kısa bir sohbetten sonra işe başladı. Yalnız değildi. Bu otelin resepsiyonunda üç kişi çalışıyorlardı gündüzleri. Büyük bir tur gelecekti. Herkes hazırlık içindeydi.


Kapıdan girişleri yaptılar. Bir kaç dakika içinde kalabalık bir kafile lobiye girdi. Misafirlere teker teker giriş kartlarını doldurtup, odalarına göndermeye başlamışlardı bile. Orta yaşlarını biraz geçmiş gibi görünen kısa boylu, hafif kilolu bir kadın, Aylin'in önünde dikildi. Gülümsüyordu. Kollarındaki kahverengi benekler, göğsüne , boynuna kadar yayılmış, bir sürü göz alıcı büyük kolye ve bileziklerin arkasından sırıtıyordu. Eşi ile beraber gelmişti. Giriş kartlarını doldurduktan sonra, kalemi masanın üzerine koymuş, Aylin'e bir şey söyleyecek gibi bakıyordu. Bir kaç saniye Aylin'in yüzüne baktıktan sonra "Kaçta paydos ediyorsun?" diye sordu. Aylin şaşırdı ama yine de soru soran gözlerle "yedide" dedi. Kadın "yedide buradayım, sana kahve falı bakacağım" dedi ve gitti.


Ebru resepsiyondaki arkadaşıydı. Çok severdi Aylin onu. "Fal mı bakacakmış? Ben de isterim", dedi kıkırdayarak. İkisine de tuhaf gelmişti durum. Aylin bekardı ama Ebru yeni evliydi. "Ebru niye bu kadar fal baktırmak istiyordu ki?" diye düşündü. Oysa Aylin her an Yağmur'u düşünüyordu. Yağmur çok yakışıklıydı. O da resepsiyonda çalışıyordu. Ama o gece vardiyasına kalıyordu. Bu yüzden Aylin çıkarken yalnızca 5 dakika kadar görebiliyordu onu.


Akşamı yaptılar. Artık ayakları ağrımaya başlamıştı. Hesapları devretmek için Yakup'la kasayı gözden geçiriyorlardı. Yakup hepsinden daha büyüktü. O da evliydi. İyi bir insandı. Resepsiyonda herkese yardım etmek için koşar, anlatır, zor anlarda, mesela kızgın bir müşteri gelince, kimseyi muhatap etmez, kendisi ilgilenirdi. Hesaplar tamamlandı. Yağmur'da gelmiş, içeride hazırlanıyordu. Resepsiyon kıyafetini giyip, dalgalı siyah saçlarını düzelterek yanlarına geldi. Aylin ona bakarken içinin eridiğini hissediyordu. Selamlaştılar. O sırada ilginç, benekli kadın resepsiyona yöneldi. "Restoran kısmına gidelim mi?" diye seslenince, Yakup çalışanların o tarafa geçmesinin yasak olduğunu hatırlattı. Otelin çıkışında güzel bir çay bahçesi vardı. Ebru, Aylin ve adını hatırlamadıkları benekli kadın çay bahçesine gidip kendilerine kahve söylediler. Ebru çok heyecanlıydı. "Lütfen, bana da bakın" diye yalvarıyordu. Kadın "tamam" dedi. Kahveler hemen geldi. Kadın, kendinden, eşinden, hayatından anlatıp duruyordu. Sanki çok uzun zamandır birbirlerini tanıyorlarmış gibi sohbet etmeye başlamışlardı bile. Kahveler içilip, kapatıldı. Kadın parmağındaki yüzüğü çıkarıp, kapattığı fincanın üzerine koydu.


Bir süre sonra kadın elini uzatıp Aylin'in fincanı alıp, anlatmaya başladı. Aylin dinliyormuş gibi görünüyor ama dinlemiyordu. Aklında Yağmur, düşüncelere dalmıştı. Birden kadın fincanı tabağa koydu ve Ebru'nunkini aldı. Aylin Ebru'nun yüzüne baktı. Sanki gerçekten geleceği ile ilgili bir sürü şey duyacakmış gibi heyecanlıydı. Aylin' de meraklandı bu ilgi karşısında. " Yakın zamanda senin eline bir şey geçecek, böyle, nasıl desem, bunun gibi küçük bir şey" dedi, kadın sigara paketini göstererek. "Bir zafer kazandığını düşünüp, çok şey kaybedeceksin," dedi. Ebru gözlerini kocaman açtı. Yüzündeki heyecanın yerini hüzün ve hayal kırıklığı aldı. Kadın daha da bir şey söylemedi.


Ebru için işin tadı kaçmıştı . Kadının söyledikleri kafasında, bir an önce gitmek istiyordu. Kalktılar. Teşekkür edip ayrıldılar.


Aradan bir kaç gün geçmiş, benekli kadın, Naz, otelden ayrılmıştı. Ebru'ya söylediklerini ikisi de unutmuş gibiydiler. Hayat normal akışında devam ediyordu. Ebru sürekli eşinden bahsediyor, eşinin iş seyahatine gittiğini, onu ne kadar özlediğini anlatıp duruyordu. Aylin'de artık işten sıkılmış, ayrılmak bir az tatil yapmak istiyordu ama Yağmur'u göremeyecek diye de bunu yapamıyordu.


Aradan bir kaç gün geçti ve Ebru, Yağmur'u onlarla denize girmek için evine davet etti. Ebru sahilde, bahçeli, küçük, şirin bir evde oturuyordu. Aylin çok heyecanlandı. Pazar gününü iple çekiyordu. İkisi ilk defa aynı gün izin kullanacaklardı. Aylin, onlara katılmak için, müdüre bir yalan uydurmuş, o gün için akşam vardiyasında çalışmayı kabul ettirmişti. İnanılmaz heyecanlıydı. Yağmur'la bütün gün beraber olacak, gece de birlikte çalışacaklardı.


Pazar günü erkenden kalktı. Heyecandan midesi bulanıyor diye bir şey yemedi. Hatta gidip kendine yeni bir mayo ve pareo bile aldı. Saçlarını saldı, hafif bir makyaj yaptı ve omuzunda deniz çantası, hızlı adımlarla Ebru'nun evinin yolunu tuttu.


Her şey çok güzeldi. Denize girdiler, okey oynadılar. Herkes çok eğleniyordu. Derken Ebru ve Aylin, öğlen bir şeyler yemek için masayı hazırlamak üzere mutfağa yöneldiklerinde, Ebru'nun eşi, Taşkın, Ebru'ya sarılıp, "Güzel eşime masayı ben hazırlayacağım, siz oturun bakalım" dedi. Bunun üzerine Yağmur "Ben de sana yardım edeyim o zaman" diyerek peşi sıra mutfağa yöneldi.


Ebru durumun tadını çıkarmak için masaya oturdu. Konuşup, gülerken eşinin telefonu ile oynamaya başladı. Bir titreşim sesi duyuldu. Ebru gayet doğal, gayri ihtiyari ekrana baktı. Donmuştu. Elinde sigara paketi büyüklüğündeki telefona bakıyordu. Aylin "iyi misin?" diye seslendi. Cevap yoktu. Kalktı, Ebru'nun yanına gitti. Telefon ekranında Taşkın'ın bir otel odasında, başka bir kadınla çekilmiş fotoğrafını açmış bakıyordu. Yağmur ve Taşkın ellerinde tabaklarla masaya yaklaştıklarında tuhaf bir şey olduğunu anlamışlardı. Taşkın, Ebru'nun elindeki telefona baktı. Ebru birden sanki zafer kazanmış gibi, dimdik ayağa kalktı, elindeki telefonu havada sallayarak, " Biliyordum beni aldattığını!" derken Aylin Ebru'nun yüzündeki ifadeye hayretler içinde baktı.


26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tuhaf bir hikaye 5

Aylin evde yalnız. Hava kararmış. Vizeler var, ders çalışıyor. Daha doğrusu ders çalışmaya çalışıyor ama aklını bir türlü veremiyordu. Ergenliğini bu kadar ağır yaşarken önündeki vizeler, finaller pek

Tuhaf bir hikaye 3

Can sıkıcı, çok can sıkıcı diye söyleniyor, sürekli iç geçiriyordu. Bana gelse hemen ölürüm diye söyleniyordu sürekli. Gezmeyi çok seviyordu. Yaşı bir hayli yüksekti. Zaten sayılı günlerim kalmış diyo

Tuhaf bir Hikaye -2-

Aylin her zamanki gibi işe gitmek üzere yola çıkmıştı. Çok erkendi. Yol da çok uzundu. Otobüse binmek yerine, bir süredir yaptığı gibi, arabasına atlayıp yola çıktı. Trafik oldukça yoğundu. Radyoyu aç

 

Abonelik Formu

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Facebook

©2020, İşte ben! tarafından Wix.com ile kurulmuştur.